1953 yılında işaret dili neden yasaklandı ?

Berk

New member
1953'te İşaret Dili Neden Yasaklandı? Bir Hikâyenin Arkasında Yatan Gerçekler

Bir zamanlar, 1953 yılıydı. Her şeyin değişeceğini, bazı kelimelerin asla duyulamayacağını ve bazı ellerin hiç hareket etmeyeceğini kimse tahmin edemezdi. Bu yazıyı okurken, belki de geçmişe doğru bir yolculuğa çıkmak istiyorsunuz. O yıllarda sessiz kalan, ama sesi asla kaybolmayan bir dünyaya.

İçinde kaybolacağınız bir hikâyeye dalmadan önce, size yalnızca bir soru sormama izin verin: İşaret dilini yasaklamak gerçekten bir çözüm olabilir miydi? Ya da, bu yasak aslında daha derin bir şeyleri gizlemek için mi yapıldı? Gelin, bunu birlikte keşfedelim.

Bir Zamanlar Bir Şehirde: Hakan ve Leyla

Hakan, 1950'lerin başlarında İstanbul’un en işlek caddelerinden birinde işaret dili öğretmeni olarak tanınıyordu. Sağır bireylerle iletişim kurmanın ne kadar önemli olduğunu her zaman savunmuştu. İnsanların, işaret dilini öğrenmesi gerektiğini düşünüyor, kendisinin ve öğrencilerinin bu dili kullanmalarının hayatlarını nasıl dönüştürdüğüne şahit oluyordu. Leyla ise, Hakan’ın öğrencilerinden biriydi; o da işaret dilini öğreniyor, her gün yeni bir kelime öğrenmenin heyecanını yaşıyordu.

Leyla, oldukça empatik biriydi. Öğrenmeye başladığında, sadece dilin yapısal öğelerini değil, o dilin taşıdığı anlamları da hissetmeye başlamıştı. İletişim, Leyla için bir köprüydü, ama bir köprü sadece iki yöne gidebilir, değil mi? Leyla, işaret dilini bir başka kişinin kendisini anlaması için değil, kalpten kalbe bir bağ kurmak için öğreniyordu.

Bir gün, Hakan ve Leyla birlikte derslerini bitirip bir kafe köşesinde oturduklarında, sesli bir kahkaha Hakan’ın kulağını sardı. Caddede, bir grup gencin işaret diliyle iletişim kurduğunu fark etti. Hakan, bu kadar cesur ve gururlu bir iletişimi hiç görmemişti. Gözleri parlıyordu. Ama sonra, kafedeki bir garson yanlarına geldi ve oldukça sert bir şekilde uyardı:

“Bu yasak! Herkes buradaki işaret dilini yasaklamak zorunda! Bakanlık bu tür şeylere göz yummaz!”

Bu küçük an, daha sonra büyük bir dönüm noktasının başlangıcı olacaktı.

Bir Yasak ve Ardındaki Sebepler

İstanbul’daki bu olay, 1953’te Türkiye'de sağırlar için işaret dilinin yasaklanmasından sadece bir yıl önce yaşanmıştı. Ama bu yasağın arkasındaki mantık neydi? Hakan, her gün işaret dili öğretmenin gücünü hissederken, birdenbire kendini bu dilin yasaklanmış, dilinden men edilmiş bir toplumda buldu. Gerçekten de, bakanlık, sağır bireylerin eğitiminde işaret dilinin kullanımını yasakladı. Ama neden?

Toplumda kabul gören “norm”ların dışındaki her şey, o dönemde zorluklarla karşı karşıyaydı. İşaret dili, devletin ve toplumun normlarına karşı bir tezat oluşturuyordu. Herkesin sesi vardı, ama sağırların sesi duyulmaz olmuştu. O yıllarda, insanların sadece sesi duyulmadığı için değil, aynı zamanda duygularının ve düşüncelerinin de susturulduğu bir anlayış vardı.

Toplumsal normların ve devletin güç kullanımı, bir dilin yasaklanmasına nasıl yol açtı? Hakan, bu yasağı içselleştiremedi, bu dilin gücüne inanıyordu. Onun için bu yasak, yalnızca bir iletişim aracının engellenmesi değil, aynı zamanda tüm bir toplumun kültürünü hedef alıyordu.

Bir Strateji, Bir Çözüm: Hakan’ın Direnişi

Hakan, bir strateji düşünmek zorundaydı. Yasak ne kadar güçlü görünse de, iletişim ve anlayış bir şekilde var olmak zorundaydı. Hakan’ın çözüm odaklı yaklaşımı, kadınların duygu ve empatiye dayalı çözüm önerilerinden biraz farklıydı. O, durumu değiştirmenin yalnızca işaret diliyle ilgili değil, tüm toplumsal algıyı sorgulamakla mümkün olacağını anlamıştı. Düşüncelerini bir araya getirerek, engelli bireylerin seslerinin duyulmasını sağlamak için bir kampanya başlattı.

Leyla, Hakan’a yardım etmek için hemen devreye girdi. Onun empatik yaklaşımı, tüm bu yasak karşısında gösterilen direnişi güçlü kılacak bir şeydi. Leyla, daha çok insanı anlayarak onların hikâyelerini dinledi ve aynı zamanda iletişimin evrensel dilini kullanarak toplumsal bir bağ kurdu. Herkesin aslında aynı duyguyu hissettiği, kelimelerin ötesinde bir düzeyde iletişim kurmanın mümkün olduğuna inandı. “Evet, biz sağırız, ama aynı zamanda insanız” diyerek farkındalık yaratmak istiyordu.

Hakan ve Leyla, birlikte bir manifesto hazırladılar. Bu manifestoda, işaret dilinin yasaklanmasının değil, güçlendirilmesinin toplumsal bir fayda yaratacağı vurgulanıyordu. Hakan’ın çözüm odaklı yaklaşımı ve Leyla’nın ilişkisel bağları derinleştiren empatik bakış açısı, kısa sürede birçok kişiye ulaştı.

Bir Sonraki Adım: Yeni Bir Bakış Açısı ve Gelecek

Zamanla, işaret dili yasaklamanın geride bıraktığı izler silindi, ancak bu hikâye hala anlatılıyor. 1953’teki yasağın ardında yatan toplumsal baskılar, devletin gücü ve normlara karşı duyulan korku, aslında o dönemin bir yansımasıydı. Bugün, hala bazı engellerin olduğu yerlerde, Hakan ve Leyla gibi insanlar mücadelelerine devam ediyor. Ancak, işaret dili artık yavaş yavaş kabul görmeye başladı ve dünya genelinde sağır topluluklar için önemli bir iletişim aracı haline geldi.

Bugün, dünya çapında işaret dilinin evrimini ve kabulünü izlerken, sizler de bu geçmişi düşündünüz mü? Neden bazen normlar, farklılıkları kucaklamaktan çok, onları yok saymayı tercih eder? Yasağa karşı direnenlerin yolu nasıl daha parlak oldu? Bu hikâyeyi bir adım daha ileriye taşıyacak olan sizlersiniz.

Forumda Tartışma Başlatmak İçin Sorular:

- İşaret dilinin yasaklanmasının ardındaki toplumsal dinamikler sizce neydi?

- Bugün işaret dili için atılacak adımlar nelerdir? Toplumda daha fazla kabul görmesi için hangi stratejiler uygulanabilir?